• diyarbakirli yazarlar

    6.
    hemşerim olmaları ve aynı topraklardan gelmemiz sebebiyle; ayırım yapmadan tanışmış olduklarımı da tanışmamış olduklarımı da sevdiğim ve de okuduğum yazarlardır.
    3 -1 ... li rojhilate dile min
  • ayrilik acisini capkinlikla unutmaya calisan erkek

    7.
    ateşi ateşle söndürmeye çalışan veya
    ölümü ölümle yenmeye çalışan erkektir.
    ... li rojhilate dile min
  • keles te termik santral yapilmasin kampanyasi

    1.
    bursa nın keleş ilçesinde yapılması planlanan ve bölgeyi katledecek olan termik santrale karşı; ordaki bazı köylerin toplanarak santralin yapılmasını engellemek amacıyla başlatmayı düşündüğü kampanyadır,

    ayrıca sonuna kadar kendilerinin arkasındayızdır... * *
    ... li rojhilate dile min
  • nedim dagdeviren

    1.
    seni seviyorum 1

    Ağzı türkülü bir adam
    Olup çıktım sokaklarda
    Sokaklarda çiçek satıyorlar
    Ortalık diz boyu kar

    Seni seviyorum
    Narçiçeğini renklerden
    Şiirlerden yalansız olanı

    Gazze de çocuklar taş fırlatıyor
    Bir asker otosuna
    Seni seviyorum
    Ve işgalci ordulara
    Ard-el Muhtella`da
    Fırlatılan taşları
    En çok da
    Gazzeli çocukları

    Şimdi Diyarbakır da
    Şekersiz ciklet satıyor yaşıtları

    Sandinist bir kadın
    Bakmadan konuşuyor kameraya
    Dişimizle diyor tırnağımızla
    Söküp aldığımızı
    Kaptırmayız diyor Kontras haydutlarına

    Seni seviyorum
    O Sandinist kadını da.
    Bakmadan konuşan kameraya

    Seni seviyorum
    Ve ne "sen bir yana
    Dünya bir yana"
    Ne Gazzeli çocuklar
    Sandinist kadın
    Ne newroz çiçeği halkların
    Kar sularında:
    Nelson Mandela

    2
    Seni seviyorum ve anadilimle sevginin dili var mı deme var
    Eyşana Eli var Lawikê Metini ve Edûlê
    Kırk kardeşli bir kız olurdun ve seninle
    Dünyalar şaşardı nasıl kaçtığımıza
    Seglavi bir atım olurdu
    Terkimde sen ve ardımızda
    Kıyıcı kardeşlerin ve aşiretin ve bütün dünya

    Sevginin dili var
    Bir sınır köyünde konaklardık ve ayrı yataklarda
    Şekerini karıştırıp çay sunarlardı ve tulum peyniri
    Hal hatır sorarlardı ve anlatırdık
    Ne var ne yok bizim oralarda

    Sevginin dili var Diyarbakır da
    Surlara yazılıdır kazısan okunur kirecini
    Bir de analar
    Ancak o dilde kurban olurlar
    Sıtmadan veremden kurtulan
    Ve kör kurşundan
    Rahimlerinin
    Kalemler kırılmış bereketine:
    "Ez qurbana te me lawo
    Ez qurbana te me!"
    1 ... li rojhilate dile min
  • yaşar büyükanıt

    84.
    9 kasım 2005 günü Şemdinli de Umut Kitapevine bomba bırakıp kaçmaya çalışırken Şemdinli halkı tarafından suç üstü yakalanan Ali Kaya için tanırım iyi çocuktur şeklinde açıklama yapması
    savcı tarafından, adil yargilamayi etkilemeye tesebbus olarak değerlendirmiş olan;
    ve gelecekte genelkurmay başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan bir kara kuvvetleri komutanı nın nasıl olurda tanıştıkları dönemde üst çavuş rütbesiyle orduda bulunan böyle birini bu kadar yakından tanımasına anlam veremediğimiz genelkurmay başkanıdır...
    6 -11 ... li rojhilate dile min
  • baba ile diyaloglar

    289.
    çocuk diyarbakıdan istanbula yeni gelmiş, dershane ye gitmekte olan 17 yaşında biridir. ve dershanedeki arkadaşlarından birisi coğrafya dersinde diyarbakırla ilgili saçma ithamlarda bulunup diyarbakırla dalga geçer. çocukta akabinde ilk tenefüste bu arkadaşını tekme tokat döver,
    daha sonra çocuğun babası idare tarafından dershaneye çağrılır ve rehber öğretmeninin odasındaki oğlunun yanına gelir.

    baba: oğlum neden arkadaşını dövdün ayıp değilmi
    oğul: baba haketti ama o şerefsiz
    rehber öğretmeni: oğlunuz hala hakaret ediyor ama arkadaşına
    baba: farkettim hocam, eskiden bu böyle değildi
    oğul: evet baba bu dershane beni bu hale getirdi
    baba: oğlum neden arkadaşını dövdün bana açıkla hemen
    oğul: peki baba ama önce sana bişey sormak istiyorum
    baba: sor ve sonrada açıklama yap bana ve rehber hocana
    oğul: senin yanında serserinin biri diyarbakıra; yani memleketine hakaret edip, orayla dalga geçseydi sen ne yapardın baba?
    baba: onun ağzını burnunu dağıtırdım tabi.
    oğul: peki ben cevabımı aldım teşekkür ederim baba
    baba: ne alakası var şimdi bunla senin arkadaşını dövmenin
    oğul: ee o durumda senin yapacak olduğun şeyin; aynını yaptım zaten bende baba...
    4 -2 ... li rojhilate dile min
  • eski sevgilinin kokusu

    15.
    kendisi artık sevgili olmaktan çıkıp eski sevgili olmuşsa şayet, kokusu da geçmişte bırakılarak unutulmaya mahkum edilmesi gereken eski bir parfüm kokusu olmuş demektir...
    3 ... li rojhilate dile min
  • kürt müsün

    8.
    bunu sorana ancak ve ancak; insan mısın?
    diyerek cevap verilebilecek olan sorudur...
    8 -4 ... li rojhilate dile min
  • bebek tecavuzcusunun gozunun oyulmasi

    0.
    allah herkese hakkını ve de müstahakkını verir...
    4 -1 ... li rojhilate dile min
  • çocukken inanılan abuk subuk şeyler

    87.
    doğup büyüdüğünüz ve de yaşadığınız yerlerde (diyarbakır gibi) deniz yoksa şayet;

    kar nasıl ki toprağın üzerine düştüğünde orda kalıp toprağın üstünü örtüyorsa; denizin üzerine düştüğündede aynı şekilde denizin üstünü kapatarak örteceğine inanırsınız.
    tabi istanbula geldiğinizde karlı bir günde ağlayarak deniz kenarına gitmek istemeniz ve insanların dayanamayıp sizi götürmek zorunda kalması sonrasında acı gerçekle yüzleşirsiniz...
    ve akabinde de büyük bi sükut u hayal e uğrarsınız.
    6 ... li rojhilate dile min
  • ermeni kadar tas dussun basiniza

    11.
    insanları belli kalıplara sokup, kategorize etmek, bölüp bölüp irdelemek, bizim ülkemizdeki belli bir zümreye zevk verdiği kadar; dünya üzerinde hiç kimseye zevk vermemiştir herhalde.
    beğenmediğimiz sömürgeci dediğimiz amerikada insanlar aynı kökten aynı geçmişten gelmemelerine rağmen bizden daha çabuk uluslaşıp milletleşmişlerdir ama biz çok övündüğümüz o şanlı geçmişimizden beri hala bunu başaramamışızdır ve muhtemelen hiç bi zamanda başaramayacağızdır. oysa bizim hoşgörüyle dolu olduğunu sürekli iddia ettiğimiz geçmişimizde; binlerce yıllık hatıramız, kardeşliğimiz, dini ve de etnik bir mozaiğimiz vardır...

    onlara göre ermeniler azınlıktır, museviler azınlıktır, kürtler azınlıktır, çerkezler azınlıktır, aleviler azınlıktır,
    peki ama kimler çoğunluktur? yada bunlar olmadan biz nasıl tam bi millet tam bi ulus olacağızdır onu ben anlayamamışımdır. ihtimal odur ki hiç kimsede bunun nasıl olacağını anlayamayacaktır..
    6 -3 ... li rojhilate dile min
  • devrim

    263.
    saçlarına çok kötü bi şeyler olduğunu duyduğum yazar.

    kuvvetle muhtemel o kadar kötü olmamıştır kendisi abartıyodur...
    -2 ... li rojhilate dile min
  • bıçak sırtı

    187.
    çok süper diziymiş
    tam süper diziymiş
    en süper diziymiş
    ayrıca 2 tane çok sevdiğim arkadaşımın en sevdiği diziymiş.
    en yakında zamanda izlemeli ve çok sevmeliyimmiş *
    bu dizi hakkında bu kadar olumlu şeyler yazmamın tek sebebi arkadaşlarımın baskısı değilmiş
    2 -1 ... li rojhilate dile min
  • where the wild roses grow

    9.
    all beauty must die kısmı insanı bitirir.

    ayrıca tarafımdan en az 50 kere üst üste dinlenebilmiş olan tek şarkıdır.
    1 ... li rojhilate dile min
  • en başarılı düetler

    8.
    nick cave - kylie minogue

    (bkz: where the wild roses grow)
    ... li rojhilate dile min
  • kendine yalan söylemek

    15.
    hayır hayır... ben; ona aşık falan değilim, sadece beğeni duyuyorum.
    2 ... li rojhilate dile min
  • ulkede artan kurt fasizmi

    5.
    bu sade ve sadece;
    geçmişte mahallesindeki kürt kökenli 14yaşındaki bir çocuktan çok fazla korkarak; korkusunu bastırıp bilinç altına atan ve yıllar sonra sanal bir platformda bunu dışarı kusarak saçmalayan bir yazarın hüsnü kuruntusu olmaktan öteye geçmeyecek olan gülünüp geçilmesi gereken paranoyakça bir komplo teorisidir
    9 -14 ... li rojhilate dile min
  • efes pilsenerr

    18.
    hiç bir şahıs ve kurumdan çekincesi olmadan; sözlükteki kralına da soytarı sınada laf söyleyebilecek cesarete sahip olan ülkesini seven yazardır.

    hem ne dedediğini çok iyi bilmektedir hem de kaşınana gereken ayarı verebilecek kadar idraki yerindedir.

    ayrıca kendisi kardeşim gibidir.
    4 -3 ... li rojhilate dile min
  • diyarbakır beş nolu

    11.
    12 Eylül le hesaplaşmak için, Diyarbakır Askeri Cezaevi dosyası açılmalı. Bu cezaevinden sağ-salim kurtulanlar, artık ortak bir belleğe sahiptirler. Tıpkı Gulag gibi, bu belleğe, kolektif, geleceğe taşınabilen ve hak talep eden bir bellek olması nedeniyle Beş Nolu Bellek'de diyebiliriz. Beş nolu cezaevinde kısa sayılmayacak birkaç yıl kaldım. Burada yaşananları, yazıya dökmek çok zordu, yine de birçok arkadaşımız bu zorluğu denedi.
    Hasan Cemal Kürtler kitabına yazdı. Bir bölümünde beş nolu cezaevinin de anlatıldığı, bir anı-roman yazdım . Ama bu mekânla ilgili tanıklığımın ve yazacaklarımın bu kitapla bittiğine hiçbir zaman inanmadım. Beş nolu belleğe borcum var hâlâ. Burada okuyacaklarınız bu borca bir sadakatten ibarettir:

    Gözlerimizi, kalın bezlerle bağladılar. Gözaltında tutulduğumuz Kurdoğlundaki koğuşlardan bizi bekleyen cezaevi aracına bindiriliyoruz. Basamakları teker teker çıkıp cezaevi aracının içine giriyoruz. Hiçbir şey görünmüyor. içerisi karanlık ve sıcak. Son tutukluyu da içeriye alıyorlar ve aracın çift kanatlı kapısı üstümüze gürültüyle kapanıyor.
    Karanlıklar içinde başlayan yolculuğumuz çok sürmüyor, cezaevine varıyoruz. Ancak binlerce kişiden duyulabilecek bir insan uğultusu karşılıyor bizi. Aracın motoru susuyor. Teker teker aşağıya indirildikten sonra, karanlık koridorlardan geçip sıraya diziliyoruz. Göz bağlarımızı burada çözüyorlar. Koğuşların koridorlara bakan gözetleme mazgallarından aralıksız marş sesleri yükseliyor. Binlerce kişi, bir ağızdan ama farklı marşlar söylüyor. Hiç durmuyor, bir marş bitince bir diğerine başlıyorlar. Artık her şey emirle. Durmak, yürümek, öksürmek ve kaşınmak, her şey emir-komutayla. Kısa süren bir sessizlik anından sonra grubumuz yeni bir komutla harekete geçiyor:
    - Koğuşşş! Yerinde sayyy!
    Cezaevi bu komuttan sonra gümbür gümbür yankılanıyor. Binlerce ayak beton zemine durmadan inip kalkıyor. Sorguda teypten dinletilen çığlıklara ve feryatlara çok benzeyen ama onlardan daha sahici ve canlı feryatlar duyuluyor. Çok geçmeden cezaevinin bütün gardiyanları başımıza toplanıyor. Bizi çok bekletmiyorlar. Bir gardiyanın elinde boksörlerin giydiği eldivenlerden var, sert bir emir veriyor:
    - 6. koğuşa! Marş marş!
    Burası hücrelerin olduğu koğuş, 35 var bir de. Her koğuş dört katlı ve her kat on hücreden ibaret. Gardiyanların arasında asteğmenler ve teğmenler var. Ama askeri bir hiyerarşi yok gibi aralarında. Ellerinde, Kristin Haydar, Ajda Pekkan, Müjde Ar gibi adlar taktıkları düzgün kalaslar, coplar ve yeşil ağaçtan kırbaçlar var.
    Arama için, üstümüzdeki her şeyi çıkarıyoruz. Soyup çıkardığımız paltolar, gömlekler, ceketler, pantolonlar, ayakkabılar astarlarına varıncaya kadar sökülüyor. Gardiyanlar birinin çantasından traş sabunu ve diş macunu çıkınca -yasak bunlar- önünü kesip yakalıyor. Domalması emrediliyor. Sonra da yüzüne macunları sıkmaya başlıyorlar. Yüzü farklılaşıyor bir anda, bir sirk palyaçosuna dönüşüyor. Kalan macunları, yere, beton zemine sıkıyorlar. Onu yüzüstü yatırıyorlar ve yalamasını emrediyorlar. Tutuklu, beton zemine sıkılan diş macunu ve traş kremini bir anda yalayıp bitiriyor.
    Sonra uzun bir dikkat sesi duyuluyor. Feryatlar, yalvarmalar, canhıraş bağrışmalar o anda bıçak gibi kesiliyor. Esas duruşa geçip gözlerimizi 36. koğuşun kapısına dikiyoruz.
    Güvenlik amiri, Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran giriyor kapıdan. Parmaklarını şakırdatıp duruyor. Üstünde hafif ıslanmış bir yağmurluk var. Tutuklulardan tekmil almaya alıştırılmış Co adındaki köpeği önde, yüzbaşı arkada, çırılçıplak ve esas duruşta bekleyen tutuklulara doğru ağır adımlarla yürüyorlar.
    Yüzbaşıya tekmiller veriyoruz sırayla. Adımızı ve memleketimizi yüksek söylüyor, sonra da onun 'emir ve görüşlerine' hazır olduğumuzu haykırıyoruz.. Tekmiller bitince Çocuklara banyo yaptırın! diyor yüzbaşı. içi lağım sularıyla doldurulmuş hücreye yatırılmak anlamına geliyor banyo. Herkesi sırayla pislik dolu hücreye ağzı yüzü görünmeyecek şekilde yatırıyorlar.
    Öğle vakti başlayan cezaevine hoşgeldin merasimi nihayet akşam saatlerinde bitiyor. Utançtan kimse kimsenin yüzüne bakamıyor.
    Gardiyanlar hiçbir şekilde gerçek bir ad kullanmıyorlar ve aralarındaki iletişimi kod adlarıyla sağlıyorlar. Bizimle olan tümüyle emir-komuta ilişkilerinde ise zaten bir ada gerek yok. Çünkü onlar bizim için emirleri yerine getirilen birer komutandılar. Kod adlarını ise kısmen biliyorduk artık: Mekânsız, Gaddar, Boksör, Maykıl, Pele, Gestapo, Abla Çocuğu Ferdi.
    Merasim bitince, en fazla üç beş kişinin sığabileceği bir hücreye 27 kişi balık istifi sığdırıldık. Giysilerimizin, ayakkabılarımızın her bir parçası bir yerde kaldı. Gardiyanlar hücrenin kapısını tekme tokat zorlukla kapattılar. Çıplak bedenlerimiz birbirine temas ettikçe ahlar vahlar başlıyor, kimse kalçalarının üstüne oturmak istemiyordu.
    Gece yarıları bazen çaresiz insanların çığlıklarıyla uyanırdık. Ama kimse korkudan gözlerini bile açmazdı. Olup biteni, kulak kabartır dinlerdik. Bir gece birini tek başına getirdiler. Hücreye gelmeden önce olan olmuştu ve sesi bir hırıltı gibi çıkıyordu. Galiba ellili yaşların üstündeydi Uyuşturucu ticareti yapmakla suçlanıyordu ve bir gazetede Ermeni asıllı olduğu yazılmıştı. Oysa Liceli bir Kürt'tü. Bir ara kendine gelir gibi oldu ve inlemeye başladı:
    -Xwedê, Xwedê ma qey me Mehemed kuştiye? (Tanrım, suçumuz Hz. Muhammed i öldürmek mi!)
    Onu ikinci hücreye koydular. Sabah mesai başladığında başına geleceklerden habersizdi. Gün ışırken bütün blok gardiyanları kaldığı hücrenin önüne üşüştüler. ME -adı buydu- , titrek ve yorgun sesiyle tekmil veriyor, her tekmilde ağlamaklı oluyordu. Soyunmasını emrettiler. Önce pantolonunu sonra da donunu indirdi. Yüzbaşı Esat Oktay da geldi onu görmeye ve dedi ki, bakın yüzlerce PKK lı burada, ama hiçbiri bu adam kadar tehlikeli olamaz. Bu sözler ME için ölüm fermanı gibiydi. Ne yapacaklardı acaba, merakla bekliyorduk. Kısa bir ip bulup getirdiler. Bir ucunu ME'nin cinsel organına bir ucunu da hücrenin demir parmaklıklarına bağladılar ve ona emirler vermeye başladılar:
    - Sağaa dön! Solaa dön! Geriyee dön!
    ME hiçbir yere dönemiyor, sadece ağlıyordu. Gardiyanlardan biri duvarlara sloganlar yazmak ve tablolar yapmak için kullanılan yağlı boyalardan getirdi. Kırmızı, beyaz, yeşil, mavi ve sarı renkli boyalarla ME'nin parmaklıklara iple bağlı cinsel organını fırça darbeleriyle boyamaya başladılar. O günün eğitimini böyle bitirdi ME. Sabaha kadar inledi ve Allah ı çağırdı durdu. Yazık ki bunun ME'ye hiç yararı olmadı. Sabah onu hücreden çıkardılar. ikinci kata bir zincir fırlattılar. Zinciri ikinci kattaki hücrenin demirlerine bağlayıp öbür ucunu aşağıya sarkıttılar ve ME'yi ayaklarından bu zincire başaşağı astılar. Sonra da ME'nin boşlukta ölü gibi sallanan çıplak bedeninin başına toplandılar. Bazı gardiyanlar onu V harfine bazı gardiyanlar da T harfine benzetip bu minval üzere bir tartışma başlattılar.
    (radikal 16-09-2007)

    Dıjwar-Onlara Dair Her Şey (Avesta Yay. 2004) bu yazı, kitabın 116 ve 126. sayfaları arasında yer alan bölümün yeniden kaleme alınmış hali. *
    3 -1 ... li rojhilate dile min
  • sevin

    2.
    aynı zamanda şevin ismi;
    canımızdan çok sevdiğimiz sözlükteki en önemli yazarlarından birinin ismidir.
    3 -2 ... li rojhilate dile min
  • yeni şeyler getiriyorum